Ertuğrul Akben

0 %
Ertuğrul Akben
Yapay Zeka & Sistem Stratejisti | Yatırımcı | Dijital Medya ve Marka Danışmanı | Araştırmacı
  • Yurt Dışı Ofisleri
    UK, ABD
  • Bölge Ofisi
    Antalya
  • Merkez
    İstanbul
  • Atölye
    Kahramanmaraş
Ana Şirketler
  • AĞABEYOĞLU GRUP A.Ş.
  • EAGM GROUP LTD.
  • TECH AI CORE LLC.
Sektörler
  • MEDYA
  • YAZILIM
  • SMM
  • İNŞAAT
  • TURİZM
  • SANAYİ
  • KOZMETİK
  • GIDA

İnsanların Bırakamadığı Ürünü Nasıl Yaparsın? Satışın Gerçek Formülü

1 Nisan 2026


Tüketici ürünlerinin %99’u aynı sebepten batıyor. Özellik satıyorlar, alışkanlık satmıyorlar.

Bu cümleyi ben söylemiyorum. Wispr Flow‘un kurucu ortağı Tanay Kothari söylüyor. Adam 11 yaşında Siri’den önce sesli asistan yapmış (2,5 milyon kullanıcıya ulaşmış), şirketi 700 milyon dolar değerlemeye ulaşmış, şirketin kendi beyanına göre 100.000’den fazla günlük aktif kullanıcısı var ve 10 milyardan fazla kelime dikte edilmiş. Yani bu lafı havadan söylemiyor, kanla öğrenmiş.

Geçen hafta X’te paylaştığı makaleyi okudum ve durdum. Çünkü adam ürün satışının en temel sorununu tek bir çerçeveye oturtmuş. Ve o çerçeve, benim yıllardır sahada gördüğüm şeyleri kelimeye dökmüş.

Şimdi bu makaleyi sadece özetlemeyeceğim. Bunu kendi deneyimlerimle harmanlayıp, ürün satışının gerçek formülünü konuşacağız.

Hazır mısın?

Ürün Değil Alışkanlık Satıyorsun

Çoğu girişimci ürünü özellik listesi gibi düşünüyor. Şu var, bu var, bak ne güzel entegrasyon yaptık, dashboard’umuz çok şık. Tamam güzel de kullanıcı bunu açıp kapattıktan sonra hayatında ne değişiyor?

Hiçbir şey değişmiyorsa zaten oyun bitmiş.

Kothari’nin çerçevesi çok net. Başarılı bir tüketici ürünü inşa etmek düşündüğümüzden çok daha basit ama aynı zamanda çok daha zor. Basit çünkü büyümeyi tetikleyen faktörler aslında önümüzde duruyor. Zor çünkü herkes detaylara gömülüp büyük resmi kaçırıyor.

Gerçekten fark yaratan her şey üç başlık altında toplanıyor: psikoloji, ürün ve ekip. Startup tavsiyelerinin çoğu bunlardan sadece birine odaklanır. Ama bunlar tek bir sistemin üç sütunu. Birini çekersen yapı çöker.

Tek Davranış Değişikliği Kuralı

Bu yazıdaki en kıymetli ders bu. Kullanıcıdan aynı anda iki davranış değişikliği isteme. Çünkü istersen.

İnsan beyni zaten günlük hayatta yorgun. Dikkat dağınık. Yeni bir şeye alışma eşiği düşük. Sen bir de üstüne iki tane yeni hareket yüklersen ne olur? Kullanıcı “deneyeyim” bile demiyor. Direkt “boşver” diyor.

Wispr Flow bunu çok acı bir şekilde öğrenmiş. Başlangıçta donanım cihazı yapıyorlardı. Kulağa takılan bir cihaz, beyindeki sessiz konuşmayı metne çeviriyordu. Teknik olarak çalışıyordu. Ama iki davranış değişikliği gerektiriyordu: yeni bir cihaz tak ve bilgisayarına yazma yerine konuş. İki adım birlikte olunca hayata o yeni ürünü ekleme mevzusu duvara tosladı.

Ne yaptılar? Tek davranışa indirdiler. Yazmak yerine konuş. Gerisi aynı kalsın. Cihaz yok, ekstra donanım yok, yeni alışkanlık yok. Sadece bir şeyi değiştir.

Ve bu karar her şeyi değiştirdi. 40 kişilik ekibi 5 kişiye indirdiler. Acı bir karardı. Ama o 5 kişiyle aylık %50 büyüme yakaladılar.

Şimdi bunu kendi işine çevir. Müşterine ürününü anlatırken kaç tane yeni davranış istiyorsun? Önce bunu kur, sonra şunu öğren, sonra bununla entegre et. Üç adım bile fazla. İdeal olan tek adım. Kullanıcının mevcut hayatına şık bir ek olacaksın. Hayatı yeniden kurdurtmayacaksın.

“500 Kişiyle Konuş” Klişesinin Arkasındaki Gerçek

Her startup kitabında yazar: kullanıcıyla konuş. Tamam da nasıl konuşacaksın? Anket mi yollayacaksın? Google Form mu dolduracaksın?

Kothari bunu farklı yapmış. İlk 500 kullanıcıyı bizzat video görüşmeyle onboard etmiş. Ve sadece konuşmamış, izlemiş. İnsanların ürünü kullanırken tam olarak nerede sinirlendiğini, nerede duraksadığını, nerede vazgeçtiğini gözlemlemiş.

Hedef “kullanıcı ne istiyor” değilmiş. Hedef “kullanıcı nerede kopuyor.”

Bu ayrım çok kritik. Çünkü insanlar ne istediklerini genelde bilmezler. Ama nerede sinirlendiklerini görebilirsin. Ve o sinirlenme noktasını çözersen ürün kararları otomatikleşiyor.

Benim kendi deneyimimde de böyle oldu. En iyi sattığım projeler, müşterinin “genel olarak AI istiyoruz” dediği yerler değildi. Müşterinin “şurada her ay 200 bin lira kaybediyoruz ve bunu durduramıyoruz” dediği yerlerdi. Acı ne kadar spesifikse satış o kadar hızlı kapanır.

Ürün Seni Öğrensin

Wispr Flow’un yaptığı en zeki hamle şu: ürün kullanıcıyı zamanla öğreniyor. Yanlış yazdığın bir kelimeyi düzelttiğinde bir daha aynı hatayı yapmıyor. Konuşma tonunu anlıyor. “Yarın buluşalım, yok yok cuma demiştim” dediğinde “cuma” yazıyor.

Bunlar tek tek özellik gibi duruyor ama hepsi tek şeye hizmet ediyor: kullanıcıya “beni anlıyorlar” hissini yaşatmak.

İnsanlar ürünle bağ kurmayı duygusal bir şey sanıyor. Evet duygusal ama duygunun kaynağı genelde çok basit. Sürtünme azalınca sevgi oluşuyor. Kullanıcı zorlanmadığında, ürün onun niyetini anladığında, düzeltme yapmak zorunda kalmadığında bir bağ kuruluyor. Ve o bağ kurulduğunda fiyat tartışması bitiyor.

Rakiplerinin %20’nin altında kalan doğruluk oranına karşılık Wispr Flow %80’in üzerinde “sıfır düzenleme” oranına ulaşmış. Yani kullanıcının yazdırdığı metnin büyük çoğunluğu hiç düzenleme gerektirmiyor. İşte fark burada. Özellik listesiyle değil, kullanıcının hissettiği rahatlıkla satıyorsun.

Kullanıcı Hatayı Kendine Yükler

Kothari’nin makalesinde bir detay var ki çoğu kişi atlıyor. Ürün her hata yaptığında, her yanlış sonuç verdiğinde kullanıcı içten içe “ben mi yanlış yapıyorum” diye düşünür. Kendini yetersiz hisseder.

Bu çok önemli bir psikolojik gerçek. Kullanıcı senin ürününü suçlamaz. Kendini suçlar. Ve kendini suçladıkça ürünle ilişkisi zehirlenir. Ürün teknik olarak çalışıyor olsa bile insan tekrar kullanmak istemiyor. Çünkü deneyim rahatsız edici.

Ürün bu hissi ne kadar azaltırsa kullanıcı o kadar bağlanır. Çünkü artık o ürün onu zorlayan değil destekleyen bir araca dönüşür. Sahiplenme tam olarak burada başlar.

Bunu satış tarafına çevirince şu oluyor: müşteriye “bakın şu özelliklerimiz var” demek yerine “sizin şu acınızı kaldırıyoruz ve bir daha o acıyı hissetmeyeceksiniz” demek. İkisi arasındaki fark, kapanan ve kapanmayan anlaşma arasındaki fark.

Ekip: Hızın Sırrı Büyüklük Değil Sahiplik

Kothari’nin ekip yaklaşımı da çok net. 2 kişilik pod yapısı. Her pod’un tek işi, tek sahibi, net sorumluluğu var. Kimse kimsenin işine karışmıyor ama herkes kendi işinin tamamından sorumlu.

Ve burada önemli bir tercih var: eski kurucu deneyimi olan insanları tercih etmişler. Neden? Çünkü daha önce kendi şirketini kurmuş biri “biri yapmazsa kimse yapmayacak” refleksine sahip. Bu refleks parayla satın alınmıyor. Ya var ya yok.

Bir de “taste” meselesi var. Türkçeye “zevk” diye çevirebilirsin ama aslında daha derin bir şey. Milisaniyelik gecikme, renk tonu farkı, bir butonun tıklanma hissi. Tüketici ürünlerinde çoğu başarısızlık tam bu noktada yaşanıyor. Ürün teknik olarak doğru çalışıyor ama bıraktığı his yanlış. Ve yanlış his zamanla terk etmeye dönüşüyor.

5 kişi 500 kişilik şirketten daha hızlı ürün çıkarabiliyor. Çünkü iletişim yükü sıfıra yakın. Herkes sahipleniyor. Ve kimse “bu benim işim değil” demiyor.

Ağızdan Ağıza Yayılmanın Gerçek Formülü

İnsanlar “sihir” gibi hissettikleri şeyi anlatır çevresine. Ama o sihir dediğin şey aslında tesadüf değil. Tasarımın çok net bir hedefi var: tek psikolojik ana odaklanıp her şeyi onun etrafına mühendisliklemek.

Wispr Flow’da o an “konuştuğumu yazıya çeviriyor ve benden daha iyi yazıyor” anı. Bu anı yaşayan kişi dayanamıyor, yanındakine gösteriyor. Çünkü şaşırıyor. Ve şaşkınlık paylaşılır.

Reklam bütçesiyle büyümek mümkün. Ama ağızdan ağıza yayılmayla büyümek sürdürülebilir. Ve ağızdan ağıza yayılmanın tetikleyicisi tek bir şey: kullanıcının “bunu görmezsen olmaz” diyeceği kadar güçlü bir an tasarlamak.

Senin ürününde o an var mı? Kullanıcı ilk kez denediğinde ağzı açık kalıyor mu? Kalmıyorsa özellik eklemeyi bırak, o anı tasarla.

Peki Senin Ürünün İçin Bu Ne Demek?

Makaleyi okuyunca herkes “güzel bilgiler” deyip geçiyor. Ama asıl soru şu: bunu yarın sabah ne yapacaksın?

Ben şöyle özetliyorum. Üç soru sor kendine:

Birincisi, kullanıcıdan kaç davranış değişikliği istiyorum? Cevap birden fazlaysa derhal sadeleştir. Tek adıma indir. İnsanlar bir şeyi değiştirebilir, iki şeyi değiştiremez.

İkincisi, kullanıcım nerede kopuyor? Anket yapma, izle. Ürünü kullanırken nerede duraksar, nerede geri döner, nerede sinirlenir? O noktayı bul ve orayı düzelt. Geri kalan her şey kendiliğinden düzelir.

Üçüncüsü, kullanıcı ürünümü kapattığında ne kaybediyor? Cevap “hiçbir şey” ise oyun bitmiş. Ürünün hayatta bir seçenek gibi değil eksik parça gibi durması lazım.

Mesele hızlı büyüme numaraları değil. Mesele insanların hayatına yerleşen bir alışkanlık tasarlamak. İster AI yap, ister finans uygulaması, ister fiziksel ürün. Soru hep aynı: kullanıcı bunu bıraktığında ne kaybediyor?

Özellik eklemeyi bırak. Alışkanlık tasarla. Çünkü insanları ikna etmeye çalışmak tükenir. Ama insanları sürükleyen bir düzen kurmak, büyür.

Kaynak: Tanay Kothari, “How to build a product people can’t stop using” (X/Twitter, 2026). Kothari, Wispr Flow’un kurucusu olup şirketi 700 milyon dolar değerlemeye, 100.000+ günlük aktif kullanıcıya ve 10 milyardan fazla dikte edilen kelimeye ulaştırmıştır.

İlgili yazılarım:

Posted in Dijital Pazarlama, Genel, Girişimcilik, İkna ve Satış Sanatı