Las Vegas’tan gelen canlı yayını izlerken ekrana kilitlenmiştim. NVIDIA CEO’su Jensen Huang her zamanki gibi sahneye çıktı ama bu kez yanında alışılmadık bir misafir vardı: İki ayak üzerinde duran, etrafını tarayan ve engellerden kaçınan bir robot. Huang’ın dudaklarından dökülen cümle belleklerime kazındı: “Physical AI çağına hoş geldiniz.”
Bu an, yapay zekanın evriminde kritik bir dönüm noktasını simgeliyordu. Artık dijital ekranların ötesine geçen, elle tutulur dünyada var olan bir zeka formuyla tanışıyorduk.
Fiziksel Yapay Zeka: Dijitalden Gerçeğe Uzanan Köprü
Şimdiye kadar yapay zeka deneyimimiz büyük ölçüde sanal alanla sınırlıydı. Bir chatbot’a metin yazıyorduk, bize cevap üretiyordu. Bir görsel üreticiye komut veriyorduk, piksellerden resim çıkıyordu. Tüm bu etkileşimler ekranın cam yüzeyinde başlıyor ve bitiyordu.
Physical AI bu sınırı yıkıyor. Makineler artık üç boyutlu gerçekliği kavrayabiliyor. Bir nesnenin ağırlığını, şeklini, konumunu algılayıp ona göre hareket edebiliyorlar. Fabrika zemininde parçaları birleştiren, hastane koridorunda malzeme taşıyan, depo raflarından ürün toplayan sistemler ortaya çıkıyor.
NVIDIA’nın Las Vegas’ta tanıttığı Cosmos platformu bu dönüşümün temelini oluşturuyor. “Dünya modelleri” olarak adlandırılan bu sistem, robotlara fiziksel ortamları öğrenme kapasitesi kazandırıyor. Makine artık sadece kodlandığı komutları tekrarlamıyor; çevresini gözlemliyor, fizik yasalarını içselleştiriyor, beklenmedik durumlara uyum sağlıyor.
Isaac GR00T ise insansı robotlar için tasarlanmış bir temel model. Milyonlarca farklı senaryoyla önceden eğitilmiş bu sistem, bir robotun normalde yıllar alacak öğrenme sürecini birkaç haftaya sıkıştırıyor. Düşünün: Bir makine, “bu kutuyu şu açıyla kaldırsam dengesi nasıl değişir?” sorusunu zihninde canlandırabiliyor.
Bu gelişme teknik bir ilerlemenin çok ötesinde. Makinelerin dünyayı algılama biçiminde köklü bir değişimi temsil ediyor.
Türkiye’nin Önündeki Stratejik Pencere
CES 2026 fuarında dikkat çekici bir detay vardı: TT Ventures standı, Türk teknoloji girişimlerini uluslararası yatırımcılarla buluşturuyordu. Türk Telekom’un yatırım kolu, yerli şirketleri global vitrine taşımıştı.
Bu tesadüf değil. Türkiye’nin yapay zeka ekosistemi artık göz ardı edilemeyecek bir hacme ulaştı.
Yapay Zeka Fabrikası’nın 2025 raporundaki veriler çarpıcı: 1.188 aktif yapay zeka girişimi ülkemizde faaliyet gösteriyor. Dahası, yapay zeka alanında üç şirketimiz unicorn statüsüne erişti: Insider, Fal.ai ve Periodic Labs. Peak Games, Trendyol, Getir hikayeleriyle teknoloji dünyasına adını yazdıran Türkiye, şimdi yapay zeka sahnesinde de söz sahibi olmaya başlıyor.
Physical AI özelinde Türkiye’nin elinde güçlü kartlar var:
Üretim altyapısı: Otomotiv tedarik zinciri, tekstil fabrikaları, beyaz eşya üretim hatları… Bu sektörler akıllı robotik sistemlerden doğrudan fayda görebilir. Kalite kontrol otomasyonu, hata oranlarını dramatik biçimde azaltabilir.
Coğrafi konum: Avrupa ile Asya’yı bağlayan lojistik koridor üzerindeyiz. Otonom depolama çözümleri ve akıllı dağıtım sistemleri, bu avantajı katlanarak büyütebilir.
Genç mühendis havuzu: Physical AI salt donanım meselesi değil; ciddi yazılım uzmanlığı gerektiriyor. Türkiye’nin dinamik geliştirici topluluğu bu ihtiyacı karşılayabilecek potansiyele sahip.
Ancak gerçekçi olmak gerekiyor: Bu yarışta vakit kaybetme lüksümüz yok. Çin, Amerika ve Avrupa bu alana milyarlarca dolar akıtıyor. Türkiye’nin de tutarlı bir fiziksel yapay zeka stratejisi oluşturması şart.
2026: Somut Sonuç Beklentisi Yılı
Sektörde dolaşan bir tabir var: “2026, parayı göster yılı.”
Menlo Ventures’ın analizleri bunu teyit ediyor. Şirketler ve yatırımcılar artık yapay zekadan sadece “gelecek vaadi” beklemiyor. Elle tutulur getiri, ölçülebilir verimlilik artışı, somut maliyet düşüşü istiyorlar.
2023 ve 2024 yılları keşif dönemiydi. Herkes ChatGPT’nin neler yapabildiğine şaşırıp kaldı. Pilot projeler başlatıldı, konsept çalışmaları yapıldı.
2025’te bazı projelerin beklentiyi karşılamadığı görüldü. Abartılı tahminler gerçekle yüzleşti. Yatırımcı çevrelerinde temkinli bir hava esti.
2026 ise hesap sorma yılı olacak. Soru artık “yapay zeka bunu yapabilir mi?” değil. Soru: “Bu teknolojiyle nasıl gelir elde ederiz?”
Physical AI bu soruya net yanıtlar sunuyor. Bir robot kolunun üretim hattındaki performansı sayısal olarak izlenebilir. Otonom bir sistemin lojistik giderleri ne kadar azalttığı hesaplanabilir. Bu, yatırım dünyasının sevdiği dil: Ölçülebilir, karşılaştırılabilir, ROI odaklı.
Büyük dil modelleri geliştirme yarışı devam edecek. Ama asıl kazananlar, bu teknolojileri gerçek dünyanın problemlerine uygulayabilenler olacak.
Kapanış: Doğru Soruyu Sormak
Las Vegas’tan dönerken kafamda tek bir düşünce vardı: Yapay zeka artık sohbet pencerelerinden taşıyor. Fiziksel forma bürünüyor. Üretiyor, taşıyor, monte ediyor, keşfediyor.
Jensen Huang’ın sahnesinde adım atan o robot, yarının habercisiydi. Belki beş, belki on yıl içinde bu makineler fabrika katlarında, hastane koridorlarında, lojistik merkezlerinde sıradan bir manzara haline gelecek.
Türkiye açısından bu tablo ne ifade ediyor? Hem tehdit hem fırsat. Hazırlıklı olanlar için büyüme kapısı. Gecikenler için rekabet dezavantajı.
Bence artık sorgulanması gereken şu: “Makineler bizi geçecek mi?” yerine “Makinelerle nasıl iş birliği yaparız?”
Bu soruyu ciddiye alan ve yanıt üreten kuruluşlar, girişimciler, ülkeler önde olacak. Diğerleri ise “bir zamanlar bizim de AI projemiz vardı” diye anı paylaşacak.
Tercih bizim elimizde.